Diyabetik Retinopati

Diyabet (şeker hastalığı), günümüzde dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ve vücudumuzdaki birçok farklı organ sisteminde ciddi hasarlara yol açabilen kronik bir sağlık sorunudur. Bu sistemik hastalığın en büyük tahribat yarattığı organlarımızın başında ise gözlerimiz gelmektedir. Diyabetin gözlerde yarattığı bu tahribata karşı en yenilikçi tanı ve tedavi yöntemlerini uyguluyoruz.

Diyabetik Retinopati Nedir?

Diyabetik retinopati, kan şekerinin uzun süre yüksek ve kontrolsüz seyretmesi sonucunda, gözün arka iç duvarını kaplayan ve görme sinyallerini beyne ileten ağ tabakanın (retina) kılcal damarlarının hasar görmesi durumudur. Retina, tıpkı bir fotoğraf makinesinin filmi gibi işlev görür ve net bir görüş için sağlıklı bir kan akışına ihtiyaç duyar. Diyabet, zamanla bu hassas damarların duvarlarını zayıflatır, tıkanmalara, baloncuk oluşumlarına (mikroanevrizmalar) ve sızıntılara neden olur. Hastalık ilerledikçe retina yeterli oksijen alamaz hale gelir ve durumu telafi etmek için anormal, son derece kırılgan yeni kan damarları üretmeye başlar. Bu durum, tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kaybına ve körlüğe kadar gidebilen çok ciddi bir tablodur.

Diyabetik retinopati, gelişimi açısından genel olarak iki ana evrede incelenir:

1. Başlangıç Evresi (Non-Proliferatif Diyabetik Retinopati - NPDR)

Hastalığın en erken aşamasıdır ve yeni kan damarlarının henüz oluşmadığı evredir (proliferatif olmayan). Yüksek kan şekeri nedeniyle retina damarlarının duvarları zayıflar. Bu damarlardan retinaya kan ve sıvı sızıntıları başlar. Damarlarda mikroanevrizma adı verilen küçük baloncuklar oluşur. Sızan sıvı, sinir liflerinde şişmeye ve retinada eksuda adı verilen yağlı protein birikintilerine yol açar. Bu evrede, eğer sızıntı görme merkezine (makula) ulaşmazsa, hasta hiçbir görme problemi hissetmeyebilir.

2. İleri Evre (Proliferatif Diyabetik Retinopati - PDR)

Hastalığın en tehlikeli ve ilerlemiş aşamasıdır. Başlangıç evresindeki tıkanıklıklar nedeniyle retina dokusu ciddi anlamda oksijensiz (iskemi) kalır. Retina, oksijen ihtiyacını karşılamak için bir savunma mekanizması olarak yeni, ancak anormal ve çok kırılgan kan damarları oluşturmaya başlar. Bu yeni damarlar gözün içini dolduran jelimsi sıvının (vitreus) içine doğru büyür. Kırılgan yapıları nedeniyle en ufak bir tansiyon değişikliğinde veya fiziksel aktivitede kanayarak (vitreus hemorajisi) ani ve tam görme kaybına yol açabilirler. Ayrıca bu damarların oluşturduğu membran (zar) dokuları, retinayı çekerek yerinden koparabilir (Traksiyonel Retina Dekolmanı).

Diyabetik Makula Ödemi (DMÖ)

Diyabetik retinopatinin her iki evresinde de görülebilen, görme kaybının en yaygın nedenidir. Hasarlı damarlardan sızan kan ve sıvı, keskin görüşümüzü sağlayan sarı nokta (makula) bölgesinde toplanarak ödeme (şişlik) neden olur. Bu durum hastanın okuma, araç kullanma ve yüzleri tanıma gibi ince detay gerektiren işleri yapmasını imkansız hale getirebilir.

Hastalığın Nedenleri ve Risk Faktörleri Nelerdir?

Tip 1 veya Tip 2 diyabet hastası olan herkes diyabetik retinopati gelişme riski altındadır. Bu riski artıran ve hastalığın ilerlemesini hızlandıran temel faktörler şunlardır:

  1. Diyabetin Süresi: Diyabet hastası olduğunuz süre ne kadar uzunsa, retinopati geliştirme riskiniz o kadar yüksektir. 10 yılı aşkın süredir diyabeti olan hastaların büyük çoğunluğunda göz tutulumu başlar.
  2. Kötü Kan Şekeri Kontrolü: Kan şekerindeki ani dalgalanmalar ve sürekli yüksek seyreden HbA1c seviyeleri, damar hasarının en büyük tetikleyicisidir.
  3. Hipertansiyon ve Kolesterol: Yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol, zaten zayıflamış olan retina damarları üzerindeki baskıyı artırarak sızıntıları hızlandırır.
  4. Gebelik (Hamilelik): Diyabeti olan kadınlarda gebelik süreci diyabetik retinopati riskini artırabilir veya mevcut durumu kötüleştirebilir.
  5. Sigara ve Tütün Kullanımı: Damar yapısını bozan her türlü alışkanlık, diyabetik retinopatiyi doğrudan alevlendirir.

Diyabetik Retinopati Belirtileri Nelerdir?

Hastalığın en sinsi yönü, erken evrelerde genellikle hiçbir belirti vermemesidir. Hastalar görüşlerinde bir sorun hissetmedikleri için göz doktoruna gitmeyi ertelerler. Ancak hastalık ilerledikçe veya makula ödemi geliştikçe şu şikayetler başlar:

  1. Görüş alanında uçuşan siyah noktalar, lekeler veya ağ (örümcek ağı) şeklinde çizgiler (genellikle göz içi kanamanın habercisidir).
  2. Merkezi veya çevresel görmede bulanıklaşma.
  3. Gün içinde değişen, dalgalanan görme kalitesi (kan şekerine bağlı olarak da değişebilir).
  4. Renkleri soluk veya farklı algılama.
  5. Görüş alanında karanlık veya gri alanların oluşması.
  6. İleri vakalarda ani ve tam görme kaybı.

Gelişmiş Tanı Yöntemlerimiz ile Erken Teşhis

Diyabet teşhisi konmuş her bireyin, hiçbir şikayeti olmasa dahi yılda en az bir kez detaylı göz dibi muayenesi yaptırması hayati önem taşır.

  1. Damlalı Göz Dibi Muayenesi: Göz bebekleri özel damlalarla genişletilerek, retinanın tamamı ve optik sinirler yüksek büyütmeli merceklerle incelenir.
  2. Optik Koherens Tomografi (OCT): Retinanın ve makulanın üç boyutlu, mikroskobik düzeyde haritasını çıkaran bu radyasyonsuz tarama ile diyabetik makula ödemi milimetrik olarak tespit edilir ve tedaviye verilen yanıt takip edilir.
  3. Göz Anjiyografisi (FFA): Kol damarından floresan bir boya verilerek göz arkası damarlarının saniyeler içindeki görüntüleri kaydedilir. Tıkanmış damarlar, sızıntı yapan alanlar ve lazer tedavisi gerektiren iskemik bölgeler bu yöntemle kesin olarak haritalandırılır.

Diyabetik Retinopati Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Tedavinin amacı, hastalığın ilerlemesini durdurmak, mevcut görme yetisini korumak ve mümkünse artırmaktır. Tedavi planı, retinopatinin evresine göre Uzman Dr. Ayşe Öner tarafından hastaya özel olarak belirlenir. Kliniğimizde uygulanan modern tedavi seçenekleri şunlardır:

1. Göz İçi Enjeksiyon Tedavileri (Anti-VEGF ve Steroidler) Özellikle Diyabetik Makula Ödemi tedavisinde ve yeni damar oluşumunu engellemede ilk seçenektir. Göz içine sızıntıyı durduran ve anormal damar büyümesini tetikleyen proteinleri (VEGF) bloke eden ilaçlar enjekte edilir. Çok ince iğnelerle, saniyeler içinde ve damla anestezisi ile ağrısız bir şekilde uygulanan bu işlem, hastanın durumuna göre belirli periyotlarla tekrarlanır. Gerekli durumlarda göz içi kortizon (steroid) implantları da kullanılabilmektedir.

2. Argon Lazer Fotokoagülasyon Lazer tedavisi, diyabetik retinopati yönetiminin temel taşlarından biridir. İki farklı şekilde uygulanabilir:

  1. Fokal/Grid Lazer: Makuladaki sızdıran mikroanevrizmaları doğrudan hedef alarak ödemi kurutmak için uygulanır.
  2. Panretinal Lazer (PRP): Proliferatif evrede (ileri evre), oksijensiz kalan periferik (çevresel) retina dokusuna yüzlerce küçük lazer atışı yapılarak yeni ve kanamaya meyilli damarların oluşumu durdurulur ve mevcut damarların küçülmesi sağlanır.

3. Vitrektomi Ameliyatı (Göz İçi Mikrocerrahi) Hastalığın en ileri evrelerinde; göz içine şiddetli kanama (vitreus hemorajisi) olmuşsa ve kanama kendiliğinden temizlenmiyorsa veya anormal damarlar retinayı çekerek yerinden ayırmışsa (Traksiyonel Retina Dekolmanı) uygulanan yüksek teknolojili bir mikrocerrahi operasyondur. Gözün içindeki kanamalar, zarlar ve çekinti yapan dokular milimetrik aletlerle temizlenerek retina tekrar eski anatomik yerine yatıştırılır. Dr. Ayşe Öner'in üstün cerrahi tecrübesi, bu kompleks ameliyatlarda yüksek başarı oranları getirmektedir.


Diyabetik retinopati, kontrol altına alınmadığında geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir. Şeker hastalığınız varsa, zaman kaybetmeden bizimle iletişime geçin ve görme kalitenizi korumak için ilk adımı atın.

Sıkça sorulan sorular

Kesinlikle evet. Diyabetik retinopati son derece sinsi bir hastalıktır. Gözün arka tabakasındaki (retina) kılcal damarlar kanamaya ve su sızdırmaya (ödem) başladığında, bu hasar görme merkezine (makulaya) ulaşana kadar hasta hiçbir şey hissetmez. Görme kaybı başladığında ise hastalık çoktan ileri evreye geçmiş demektir. Geniş Açılı Retina Görüntüleme ve OCT sistemlerimizle, şikayetiniz olmasa dahi bu sinsi kanamaları tespit edip Argon Lazer ile erkenden durdurabiliyoruz.

Kliniğimizde uygulanan göz içi enjeksiyonlar ve lazer tedavileri kesinlikle ağrısızdır. Narkoz veya iğneli anestezi kullanılmaz; gözünüz sadece birkaç damla ile tamamen uyuşturulur. Lazer işlemi sırasında sadece hafif bir flaş ışığı görürsünüz, enjeksiyon ise kan aldırmaktan çok daha hızlı, saniyeler süren ve acı vermeyen bir poliklinik müdahalesidir. İşlemden hemen sonra yürüyerek kliniğimizden ayrılabilirsiniz.

Diyabetik makula ödemi veya kanamalar için uygulanan Anti-VEGF göz içi iğneleri ve Argon Lazer işlemlerinde, uçağa binmeniz önünde hiçbir tıbbi engel yoktur. "Kırmızı Kod" aciliyetle kliniğimize başvurduğunuzda; aynı gün teşhis ve müdahaleniz yapılır, dilerseniz tedavinizi olduğunuz gün veya ertesi gün uçağınıza binerek ülkenize güvenle dönebilirsiniz. Tele-tıp sistemimizle takipleriniz uzaktan sürdürülür.

Tedaviler

Bilgi ve Randevu Formu

Randevu, bilgi ve danışma talepleriniz için formu doldurabilir ya da doğrudan bizimle iletişime geçebilirsiniz.